Perşembe 2 Nisan 2026 - 17:17
İran'ın Altyapısına Yönelik Saldırı, Düşmanın Kalıcı Çözüm Bulmadaki Acizliğinin Göstergesidir

Havza / Cumhurbaşkanı Dr. Pezeşkiyan, Amerikan halkına hitaben kaleme aldığı mektupta Amerika'nın İsrail'in vekil gücü olarak ve bu rejimin kışkırtmasıyla bu saldırganlığa giriştiğini vurguladı.

Havza Haber Ajansı'nın Tahran'dan bildirdiğine göre Cumhurbaşkanı Dr. Mesud Pezeşkiyan, Amerikan halkına ve çarpıtmalar arasında gerçeği arayanlara hitaben yayımladığı mesajda ABD'nin bölgedeki üslerinden gerçekleştirdiği son saldırıların bu mevcudiyetin ne kadar tehdit edici olduğunu kanıtladığını vurguladı. Hiçbir ülkenin böylesi bir durum karşısında savunma gücünü artırmaktan vazgeçmeyeceğini belirten Dr. Pezeşkiyan: "Bugün dünya, çatışma yolunu sürdürmenin her zamankinden daha maliyetli ve sonuçsuz olduğu bir noktadadır. Çatışma ile diyalog arasındaki seçim, sonuçları nesillerin geleceğini belirleyecek olan gerçek ve hayati bir seçimdir" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı, İran'ın binlerce yıllık onurlu tarihi boyunca birçok saldırgan gördüğünü belirterek bu saldırganların tarihte sadece utanç verici isimlerinin kaldığını, İran'ın ise tüm ihtişamıyla ayakta kalmaya devam ettiğinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı'nın Amerikan halkına yönelik mesajının tam metni şu şekildedir:

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Amerika Birleşik Devletleri halkına ve sayısız çarpıtma ve kurgulanmış anlatı arasında gerçeği ve daha iyi bir yaşamı arayanlara...

İran; aynı ismi, aynı kimliği ve aynı varlığıyla insanlık tarihinin en köklü ve kesintisiz medeniyetlerinden biridir. Bu medeniyet, çeşitli dönemlerde tarihi ve coğrafi üstünlüklere sahip olmasına rağmen yakın tarihinde hiçbir zaman savaş kışkırtıcılığı, saldırganlık, sömürgecilik ve tahakküm yolunu seçmemiştir. Küresel güçlerin dayattığı işgal, saldırı ve baskılara ve çevresindeki birçok ülkeye kıyasla üstün askeri kapasitesine rağmen hiçbir zaman savaş başlatan taraf olmamış, ancak saldırganları kahramanca geri püskürtmüştür.

İran halkının, Amerikan ve Avrupa halkları ile -komşuları da dahil olmak üzere- diğer hiçbir halkla düşmanlığı olmamıştır. İranlılar, tarih boyunca yabancı devletlerin müdahaleleri ve baskılarıyla karşılaştıklarında dahi her zaman halklar ile hükümetler arasında ayrım yapmışlardır; bu, geçici bir tutum değil, bu milletin zihninde ve kültüründe kök salmış bir ilkedir.

Bu temelde, İran'ın bir tehdit olarak gösterilmesi ne tarihi gerçeklerle ne de bugünün somut gerçekleriyle bağdaşmaktadır. Bu imaj, güç yapılarının siyasi ve ekonomik ihtiyaçlarının; yani baskıyı meşrulaştırmak, askeri üstünlüğü korumak, silah sanayisini beslemek ve stratejik pazarları yönetmek için "düşman yaratma" ihtiyacının bir ürünüdür. Böylesi bir çerçevede ortada bir tehdit yoksa bile, o tehdit uydurulur.

Amerika Birleşik Devletleri'nin askerlerini, üslerini ve askeri kapasitesini, en azından ABD'nin kuruluşundan bu yana hiçbir savaş başlatmamış olan İran'ın etrafına bu denli yığması işte bu yaklaşımın bir sonucudur. ABD'nin bu üslerden gerçekleştirdiği son saldırılar, böyle bir askeri varlığın ne kadar tehditkar olduğunu kanıtlamıştır ve açıktır ki hiçbir ülke böyle bir durum karşısında savunma kapasitesini güçlendirmekten vazgeçmeyecektir. İran'ın yaptığı ve yapmakta olduğu şey sadece bir tepki ve savunmadır; bir saldırının, savaşın veya tecavüzün başlangıcı değildir.

İran ve ABD ilişkileri başlarda çatışma üzerine kurulu değildi ve iki halk arasındaki ilişkiler düşmanlık ve gerilim olmadan ilerliyordu. Bu gidişatın dönüm noktası 1953 darbesi oldu; İran'ın kaynaklarının millileştirilmesini engellemek amacıyla yapılan bu dış müdahale, demokrasi sürecini durdurdu, diktatörlüğü geri getirdi ve İranlıların zihninde ABD politikalarına karşı bir güvensizlik tohumu ekti. Bu güvensizlik inkılap öncesi rejime verilen destek, dayatılan savaşta (İran-Irak savaşı) Saddam Hüseyin'in desteklenmesi, en uzun ve en kapsamlı yaptırımların uygulanması ve son olarak İran'a yönelik doğrudan askeri eylemlerle her geçen gün daha da derinleşmiştir.

Tüm bu baskılara rağmen İran zayıflamamış, aksine çeşitli alanlarda daha da güçlenmiştir: Okuryazarlık oranındaki çarpıcı ve üç katlık artış (yüzde 30'dan yüzde 90'a), yükseköğretimin gelişmesi, yeni teknolojilerdeki ilerlemeler, sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması ve altyapının kıyaslanamayacak ölçüde güçlenmesi, bu ülkenin iç kapasitesini ve uyum sağlama gücünü göstermektedir. Bu gerçekler, medyanın anlattıklarından bağımsız olarak gözlemlenebilir ve ölçülebilir durumdadır.

Elbette yaptırımların, savaşın ve saldırganlığın kahraman İran halkının yaşamı üzerindeki yıkıcı ve insanlık dışı etkisi de göz ardı edilemez. Son saldırılar da dahil olmak üzere askeri eylemlerin devam etmesi doğal olarak halkların bakış açısını ve duygularını etkilemektedir. Bu insani bir gerçektir: Savaşın bedelini canıyla, eviyle, şehriyle ve geleceğiyle ödeyen bir halk, buna sebep olanlara karşı kayıtsız kalmayacaktır.

Bu noktada temel bir soru ortaya çıkmaktadır: Bu savaş tam olarak Amerikan halkının hangi gerçek çıkarına hizmet etmektedir? İran'dan gelen ve bu tür eylemleri haklı çıkaracak somut tehdit neydi? Masum çocukların katledilmesi, kanser ilacı üreten merkezlerin tahrip edilmesi veya bir ulusun bombalanarak taş devrine döndürüleceği yönündeki küstahça söylemler, Amerika'nın küresel imajını daha da yerle bir etmekten başka ne işe yaramaktadır?

İran müzakere yolunu izlemiş, anlaşmaya varmış ve taahhütlerini yerine getirmiştir; ancak ABD yönetiminin anlaşmadan çekilmesi, çatışmaya yönelmesi ve ardından müzakerelerin ortasında iki kez saldırı düzenlemesi, yabancı saldırganların emelleri doğrultusunda alınmış yıkıcı kararlar olmuştur.

İran'ın enerji ve sanayi tesisleri de dâhil olmak üzere kritik altyapılarına yönelik saldırılar başlatmak, doğrudan İran halkını hedef alan bir eylemdir. Bir savaş suçu olmasının yanı sıra, bu eylemin sonuçları şüphesiz İran sınırlarını aşacaktır. Bu saldırılar, istikrarsızlığın yayılması, insani ve ekonomik maliyetlerin artması, bir gerilim döngüsünün yaratılması ve etkileri yıllarca sürecek bir kin tohumunun ekilmesi anlamına gelmektedir. Bu yol, gücün değil; kafa karışıklığının ve kalıcı bir çözüme ulaşmadaki acizliğin bir işaretidir.

Amerika'nın İsrail'in vekil gücü olarak ve bu rejimin kışkırtmasıyla bu saldırganlığa giriştiği gerçeğinden başka bir şey mi var ortada? İsrail'in, İran'ı bir tehdit gibi göstererek dünya kamuoyunun dikkatini kendi suçlarından uzaklaştırıp İran üzerinden kurguladığı bu gerçek dışı tehdide çekmek istediği gerçeğinden başka bir şey mi var? İsrail'in, son Amerikan askerine ve Amerikalıların vergilerinden elde edilen son sente kadar İran'la savaşmaya, bedelleri İran'a, bölge ülkelerine ve Amerika'ya ödetip kendini güvenli bir alanda tutmaya karar verdiği gerçeğinden başka bir şey mi var? Bugün ABD yönetiminin öncelikler listesinde gerçekten "Önce Amerika" mı var?

Sizi, bizzat savaşın bir parçası olan maksatlı medya propagandalarına kulak vermek yerine, İran'a gelmiş olan dostlarınıza, İran'da yükseköğrenim gördükten sonra dünyanın en iyi üniversitelerinde ders veren ve araştırma yapan veya en önemli şirketlerde çalışan İranlıların verilerine bakmaya davet ediyorum. Bu gerçekler, medyanın size İran hakkında anlattıklarıyla örtüşüyor mu?

Bugün dünya, çatışma yolunu sürdürmenin her zamankinden daha maliyetli ve sonuçsuz olduğu bir noktada duruyor. Çatışma ile diyalog arasındaki seçim, sonuçları nesillerin geleceğini belirleyecek olan gerçek ve hayati bir seçimdir. İran, binlerce yıllık onurlu tarihi boyunca birçok saldırgan görmüştür. Onlardan tarihte sadece utanç verici isimleri kalırken, İran tüm ihtişamıyla ayakta kalmaya devam etmektedir.

Mesud Pezeşkiyan

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha